Çay, Türkiye’nin bir kültürü haline gelmiş durumda. Evde, işte, kafelerde, lokantalarda vazgeçilmez bir içecek. Peki çay hakkında ne biliyoruz? Çayı kim buldu? İlk çayı içen kişi kim? Ve çayı ilk içen kişinin sözleri ne oldu? İşte günlük içilmesi gereken çay miktarı ve çay ile ilgili merak ettikleriniz…

Türkiye çok fazla çay tüketin ülkelerin başında geliyor. Günlük 245 milyon bardak çayın tüketildiği Türkiye’de kişi başına düşen yıllık çay tüketimi 3 kilo…

Hal böyle olunca da çay ile ilgili merak edilenleri masaya yatırdık.

Anadolu’nun coğrafi konumu itibariyle İpekyolu güzergahının üzerinde bulunması, Avrupa’dan önce çay ile tanışmasına olanak sağlamıştır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ile bazı kayıtlarda çay hakkında anlatımlar bulunmaktadır.

Elde bulunan kayıtlara göre Türkiye’de çay bitkisinin yetiştirilmesine ait ilk ciddi girişim 1888 yılında yapılmıştır. Mekteb-i Mülkiye-i Şahane mezunlarından Mudanya Kaymakamı Hasan Fehmi tarafından İstanbul’da 1892 yılında yayınlanan Coğrafiyayı Sınai ve Ticari isimli kitabın 107. sayfasında çay fidanlarının, zamanın Ticaret Nazırı Esbaki İsmail Paşa Hazretleri aracılığıyla Çin’den getirildiği yazılmıştır. Bazı kaynaklara göre, Anadolu’da çay üretimine 1878 yılında Japonya’dan getirilen çay tohumlarının ekimi ile başlanmışsa da, bunda başarı sağlanamamıştır.

Ahmet Yesevi çayı ilk içen kişi

Çoğu literatürde Türklerin çay ile Anadolu’ya girmeden önce Orta Asya’da tanıştıkları bilgisine yer verilirken, çayı ilk kez içen kişinin Hoca Ahmet Yesevi (1093-1166) olduğu aktarılmaktadır. Abdül’l Kayyum Nasıri’nin (1825-1902), Fevakihü’l–Cülesa isimli eserinde Hoca Ahmet Yesevi’nin misafir olduğu Türkmen komşunun evinde ilk kez içtiği sıcak çayın sıhhatine faydası dokunması üzerine, bu içeceğin şifa niyetine içilmesi için dua ettiği söylenmektedir.

Ulaşılan belgelere göre çayın bir tarım bitkisi olarak düşünülmesi ise; II. Abdülhamit zamanında (1894) olmuştur. 06.10.1894 tarihli ve 250sayılı Orman, Madenler ve Tarım Bakanlığı’ndan (Orman, Maadin ve Ziraat Nezareti) sadrazama yazılan belgede, çayın şifalı ve besleyici olduğu dile getirilmekte, ticari anlamda önemli bir konuma sahip olduğu belirtilmekte, tarımı için uygundur onayı istenmektedir. Konu hakkındaki olur, başkatipliğin 21.10.1894 tarihli yazısı ile verilmiş, Japonya’dan tedarik edilen tohum ve fideler Bursa’ya ekilmiş ve Bursa’nın ekolojik yapısının çay üretimine uygun olmaması nedeniyle başarılı olunamamıştır.

İlk çay fabrikası, 1947 yılında

Çayın ülkemizde yetiştirilebileceği fikri, 1917 yılında “Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi” müdür vekili ve botanikçi olan Ali Rıza Erten tarafından ortaya konmuştur. Zirai incelemelerde bulunmak üzere Batum ve civarına giden Ali Rıza Erten, bu bölgede çay ve narenciye yetiştiğini görmüş, aynı toprak ve iklim özelliklerine sahip Rize bölgesinde de çayın yetişebileceği fikrini bir rapor halinde sunmuştur. 1917 yılındaki bu rapor, 1924 yılında bölgede görülen yoksulluk, işsizlik ve göç nedeniyle TBMM tarafından ele alınmış ve 16 Şubat 1924 tarihinde “Rize vilayeti ile Borçka kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve Çay yetiştirilmesi” adı ile 407 sayılı kanun kabul edilmiştir. Bu kanun ile çay tarımı yasal bir güvenceye kavuşturulmuştur.

1942 yılında çıkarılan 4223 sayılı “Kahve ve Çay İnhisarı Kanunu” ile çayın tüketim amacıyla Türkiye’ye sokulması, yurt içinde satılması devlet tekeline bırakılmıştır. İlk çay fabrikası, 1947 yılında 60 ton/gün kapasitesi ile Rize Fener Mahallesinde “Merkez Çay Fabrikası” adı altında işletmeye açılmıştır.

Çayın faydaları

Çayın her yaş grubu için başta koroner kalp hastalıkları (KKH), inme, kalp damar hastalıkları (KDH), hipertansiyon (HT), özofagus, mide, kolerektal, akciğer ve prostat gibi çeşitli kanser türleri olmak üzere, artrit, antiviral ve antiinflamatuar hastalıklara karşı koruyucu ve kemik yoğunluğunu düzenleyici etkileri yapılan araştırmalarla gösterilmiştir. Hem yeşil hem de siyah çayın içeriğinde bulunan polifenolik bileşikler nedeniyle antioksidan bir içecek olduğu ve kronik hastalıklardan koruyucu etkisini bu yolla sağladığı belirtilmektedir.

Flavonoidlerin antioksidan kapasitesi, oksidatif stresi azaltarak endotel fonksiyonunu artırabilir. Endotel fonksiyonunun artması vazomotor tonusu, trombosit aktivitesini, lökosit adhezyonu ve vasküler düz kas hücrelerini etkiler. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalar siyah çay içerisinde bulunan flavonoidlerin koroner sirkülasyonu artırdığı, düşük dansiteli lipoprotein (LDL) kolesterolü % 11,1 oranında azalttığını göstermektedir. Flavonoidlerin kanser patogenezinin erken aşamasında DNA mutasyonlarındaki serbest radikal aktivitelerini artırdığı görülmektedir. İn vitro hayvan çalışmalarının sonucuna göre antioksidanların1 anti-inflamatuvar yanıttan sorumlu oldukları saptanmıştır.

Günde 3 bardak içerseniz

Yeşil çaydaki kateşinlerin, siyah çaydaki polifenollerin kanser oluşumunu engellediği, flavonitlerin ise antiinflamatuar etki gösterdiği ve tümör oluşumunu inhibe ettiği belirtilmektedir. Peters ve arkadaşlarının yaptıkları bir meta analiz çalışmasında günde üç bardak siyah çay tüketiminin (bir bardak = 237 ml) miyokard infarktüsü (kalp krizi) [MI] görülme sıklığını % 11 oranında azalttığı rapor edilmiştir. Hakim ve arkadaşlarının Suudi Arabistan’da yaşları 30 – 70 arasında değişen 3430 kişilik bir popülasyonda yaptıkları vaka kontrol çalışmalarında günde 480 ml çay içen katılımcıların Koroner Kalp Hastalığı (KKH) riskinin azaldığı ve KKH riski ile tüketilen çay miktarı arasında doz yanıt ilişkisi olduğu bildirilmiştir. Yine Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda günde iki bardak ya da daha fazla çay tüketiminin kalp krizi nedeniyle ölüm riskini azalttığı rapor edilmiştir.

Günlük sıvının yarısını çaydan alın

Yapılan araştırmalarda yetişkin bir kişide sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile birlikte günlük alınması gereken sıvının (2,5 lt) yaklaşık yarısının çaydan alınması önerilmektedir. Çin’e hüküm sürmüş hanedanlardan birisi olan Tang dönemi şairlerinden LoT’ong’un çay ile ilgili söylemi bu konuda söyleyebileceklerimizin kısa bir özeti olabilir: “İlk fincan dudaklarımı ve ağzımı ıslatır, ikincisi yalnızlığımı siler, üçüncüsü içimdekileri açığa çıkarır, dördüncüsü beni terletir ve bütün dertlerim gözeneklerimden uçar gider. Beşinci fincanda arınırım, altıncı beni ölümsüzlüklerin krallığına götürür, yedincisi …ah daha fazla içemeyeceğim! “Çay dünyanın gürültüsünü unutmak için içilir” sözüyle T’lenYi Heng ve çayı “ruh banyosu” diye tanımlayan Avusturyalı Peter Altenberg (1913) çayın fizyolojik açıdan olumlu etkilerinin yanında psikolojik olarak da insan sağlığındaki önemini vurgulamaktadır.

Benzer haberler
Çay severlere bir iyi bir de kötü haber: Yanında mutlaka bir bardak su için…

Çayın faydalarının yanında bazı zararları da söz konusu. Türkiye'de çok yaygın bir şekilde tüketilen çayın hiç bilinmeyen bir özelliği ortaya Devamını oku

Çayın sırrı posasında! Çöpe atmayın, çayın posası antibiyotikmiş!

Çayınızı içtiniz, demliğinizdeki çay posasını atmak için çöpü açtınız. Yapmayın! Çayın posasını çöpe atmaktan vazgeçin artık. Çünkü çayın faydalarının yanında Devamını oku

Dikkat! Çay değil, kanser demliyoruz! Çay demlerken bunu sakın yapmayın

Türkiye'nin en çok tüketilen içeceği olan çayla ilgili yanlış bir şey yapıyoruz. Ve bunu yaptığımız için de aslında kansere karşı Devamını oku

Çay ile mucize yüz maskesi nasıl yapılır? (midyo)

Türk halkı olarak çay içmekten en keyif aldığımız içeceklerden biridir. Vücuda yararları da vardır. Ancak sadece içecek olarak değil cilt Devamını oku

Çayınıza şeker değil tereyağı koyun! Tereyağlı çay nasıl yapılır?

Çayı genelde şekerli ya da şekersiz içeriz. Bazı insanlar çay içine şeker yerine bal ilave edebiliyor. Peki kalp sağlığının bire Devamını oku